Trabzon’da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, on binlerce emekçinin katılımıyla gerçekleştirilen büyük bir kortej yürüyüşü ve ardından gelen neşeli mitingle kutlandı. Meydanı dolduran işçi ve memurlar; hayat pahalılığı, vergi adaletsizliği ve güvencesiz çalışmaya karşı tek bir ses oldular.
Etkinlik, Türk-İş’in öncülüğünde düzenlenen bir kortej yürüyüşü ile başladı. Eski TEDAŞ binası önünde bir araya gelen 50 farklı gruptan oluşan dev kortej, coşkulu sloganlarla Atatürk Alanı’na (Meydan Parkı) yürüdü. Yol-İş, Tes-İş, Belediye-İş ve KESK sendikalarının yanı sıra TMMOB, Türk Tabipleri Birliği (TTB), çeşitli siyasi partiler ve yerel derneklerin katılımıyla şehir merkezinde büyük bir insan kalabalığı oluştu.
“ASGARİ ÜCRET 6 AYDA EROZYONA UĞRUYOR”
Atatürk Alanı’ndaki kalabalığa hitap eden Türk-İş Trabzon İl Başkanı Gökhan Gedikli, ekonomik zorluklar ve alım gücündeki düşüşe dikkat çekti. Gedikli, açıklamalarında şunları vurguladı: “Bugün, Emek ve Dayanışma Günü olan 1 Mayıs, emeğin değerini hatırlatan; dayanışma, birlik ve ortak mücadelenin önemini anımsatan bir gündür. Dünyanın dört bir yanında işçiler, alın terlerinin karşılığını alabilmek ve insana yakışır çalışma koşullarına ulaşabilmek için seslerini bir arada yükseltiyor. Geçim şartlarının ağırlaştığı, emeğin değersizleştiği bir dönemdeyiz. Burada yalnızca sorunları değil, bir umudu da büyütmek için toplandık. Farklı iş yerlerinden geldik ama bizleri bir araya getiren ortak bir gerçek var: Bu ülkenin geleceğini ve değerini biz emeğimizle şekillendiriyoruz. Geçinmek her geçen gün daha da zorlaşıyor. Her sabah yeni zamlarla uyanıyoruz ve emeğimizin karşılığının eridiğini görüyoruz. Hayat pahalılığı dayanılmaz bir seviyeye ulaşmış durumda. Ücretler, enflasyon karşısında hızla eriyor; alım gücümüz sürekli olarak düşüyor. Eskiden işsiz olanlar yoksul sayılırken, artık çalışanlar bile yoksullukla mücadele etmekte. Bu tablo görmezden gelinemez. Gelir dağılımındaki adaletsizlik her geçen gün derinleşiyor. Zenginler daha da zenginleşirken, emeğiyle geçinenler yoksullaşıyor. Milyonlarca asgari ücretli, yıl dolmadan gelirlerinin eridiğini görüyor. Yapılan artışlar kısa sürede etkisini yitiriyor. Altı ayda eriyen bir ücretle bir yıl geçinmek mümkün değil. Bu durum hem adaletsiz hem de sürdürülebilir değil.
Vergi yükü giderek çalışanların omuzlarına yüklenirken, ücretliler yılın başında yüksek vergi dilimlerine girerek daha fazla kesintiyle karşı karşıya kalıyor. Emeğimizle kazandığımız gelir, elimize geçmeden değer kaybediyor. Yüksek gelir elde edenler istisnalardan yararlanırken, sürekli düzenli vergilendirilen ücretliler adeta ezilmektedir. Bu durumu kabul etmek imkansız.
Örgütlenmek isteyen işçiler, baskı, yıldırma ve işten çıkarma tehditleriyle karşılaşıyor. Bazı iş yerlerinde sendikal faaliyetler engelleniyor ve hak arama süreçleri zorlaştırılıyor. Oysa örgütlenme hakkı temel bir haktır. Çalışanların özgürce örgütlenebildiği ve korkmadan hak arayabildiği bir çalışma ortamı güvence altına alınmalıdır. Çalışma hayatındaki baskılar bununla sınırlı değil. İş yerlerinde mobbing, taciz ve şiddet gibi olumsuz durumlar birçok çalışanın karşılaştığı bir gerçektir. Korkunun değil güvenin, baskının değil saygının hâkim olduğu iş yerleri oluşturulmalıdır. Şiddet ve tacize karşı sıfır tolerans ilkesi benimsenmeli, çalışanların onuru korunmalıdır.
Taşeron işçilerin sorunları hala çözüme kavuşturulmamışken, kadro dışında kalanlar aynı işi yapmalarına rağmen farklı haklara tabi tutulmakta ve büyük bir adaletsizlik yaşamaktadırlar. Kamu çalışanlarının eşit haklara ve güvenceli çalışma koşullarına sahip olmaları sağlanmalı ve bu mağduriyet sona erdirilmelidir. Çalışma hayatındaki adaletsizlikler bununla da sınırlı kalmamaktadır. Staj ve çıraklık döneminde çalışan milyonlarca kişi, yıllarca emek verdikten sonra sosyal güvenlik sisteminde hak ettikleri karşılığı alamamaktadır.